Sünni-Şii Mezhepçiliği Yemen’i Nasıl Zehirliyor?

2011’deki ayaklanmanın ardından, son zamanlarda gerçekleşen çatışmaların patlak vermesiyle birlikte Yemen’deki mezhepçi söylemler de hızla artarak daha hararetli bir hal almaya başladı.

Yakın tarihli bir Al Jazeera röportajında, Husi militanlarına ve Yemen’in eski cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’e bağlı güçlere karşı savaşta olan Taiz merkezli bir grubun liderliğini yürüten Hamoud El-Mikhlafi, karşıtlarını dini inançları, Şii kimlikleri ve İran’dan aldıkları desteği referans göstererek “Fars” olarak nitelendirdi. Aslında hem Salih hem Husi liderleri, İran’da uygulanan On İki İmamcı Şii inanışından farklı olarak, Şii İslam’ın yerli bir Yemeni kolu olan Zeydi mezhebine mensupturlar. Ancak Mikhlafi’nin iddiası, Yemen’in kendi dini kültüründen kaynaklanmaktan ziyade Suudi Arabistan ve İran’ın desteğiyle Irak, Suriye ve Lübnan’da çıkan Sünni-Şii çatışmalarından alıntılanan dile dayanmakta ve Yemen’de giderek artan mezhep kutuplaşmasına uymaktadır.

Bu, hızla büyüyen bir olgudur. Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur el-Hadi bile Mart 2015’de kendisini Yemen’den kovan Husi’leri zaman zaman “12 İmamcı Şii’ olarak tanımlamıştır. İki yıl önce de, Husi karşıtı kabile lideri Hüseyin el-Ahmer kendisini “Sünnilerin aslanı” olarak anmış ve bu yolla kendisini Yemen’in Sünni çoğunluğunun diğer mezheplere karşı savunucusu olarak tasvir etmiştir.

Husi tarafının da mezhepçi kavramları kullandığı bilinmektedir. Temmuz 2014’te Husi isyancılarının liderleri karşıtlarından defalarca “tekfirci” ya da “Daeşçi” olarak söz etmiştir. Tekfir, diğer Müslümanları aforoz etmek demektir ancak tekfirci terimi genellikle aşırı Sünni İslamcılığı tanımlamak için kullanılır. “Daeş” kendiliğinden ilan edilen İslam Devleti’ni niteleyen Arapça bir kelimedir ki o zamanlar Yemen’de herhangi bir varlığı bulunmamaktaydı. Suriye ya da Irak’taki Şii savaşçıları, Sünni olan karşıtlarını çoğunlukla bu terimlerle kınar, ancak bunlar Yemen’in politik kelime hazinesine yeni eklenmiştir.

Kuzeydeki Zeydi Şii Müslümanları ve güney ile doğudaki Şafii mezhebinden Sünni Müslümanları olmak üzere iki dinî gruba ev sahipliği yapmasına rağmen Yemen’de dinî ayrım tarihsel olarak sınırlı bir öneme sahip olmuştur. İç çatışmalar Yemen’de kesinlikle yaygındır, ancak bu çatışmalar genellikle siyasi, ekonomik, kabilesel veya bölgesel ayrımlardan kaynaklanır. Bu çatışmalar bazen dinî farklılıklar ile örtüşse de bu farklılıklar nadiren birincil etkendi. Aksine, farklı dinî düşüncelerin bir arada yaşama ve kaynaşma durumu çoğu Yemenli tarafından kanıksanmış ve gündelik hayatın normal bir özelliği olarak görülmüştü.

Ancak 2011 Arap Baharı’ndan sonra patlak veren çatışmalarla birlikte mezhepsel söylemler daha sıcak bir hal aldı, Yemen toplumunu mezhepçi bir çizgide baştan örgütledi ve insanların birbirleriyle olan ilişkilerini, milliyetçi olmayan bir temelde yeniden düzenledi. Öyle görünüyor ki, Irak’tan Suriye ve Lübnan’a kadar olan bölgenin başına bela olan mezhepsel kutuplaşma sonunda Yemen’e ulaştı.

Mezhep Aidiyetinin İşaretleri Olarak Kullanılan Tarihî Semboller

Husiler, savaşan tugaylarından birini, 12 İmamcılardan Zeydicilere kadar tüm Şii İslam dünyasında anahtar bir figür olan Hz. Hüseyin’in adına gönderme yapmak maksadıyla “Hüseyin Tugayları” olarak adlandırdı. Dini bir sembol olarak Hüseyin adı, sekizinci yüzyılda Sünni halife Yezid bin Muaviye ile olan çatışmasını anımsatması nedeniyle ağır bir tarihî mirastır. Şii Müslümanlar her yıl Hüseyin’in Irak’ın Kerbela şehrindeki ölümünü anmak için toplanırlar. Geçtiğimiz yıl (2014) Husiler, Irak, Lübnan ve İran’da olduğu gibi, bu dinî törenleri hayata döndürmek için destek toplamaya başlayana kadar, bu olay Yemen’de göze çarpmayacak bir şekilde gerçekleşirdi. Bu şekilde, modern kimlik siyaseti, Şii Hüseyin taraftarları ve onların Sünni muhalifleri arasındaki eski bir kini diriltiyor.

Öte yandan Husi karşıtı milisler de mezhepsel veya bölgesel isimlerle tugaylar kurdu. Örneğin Abdurrakeb Abdülvahhab Tugayları adını, Cumhuriyetçiler ile Kraliyetçiler arasında meydana gelen Yemen İç Savaşı’nda (1967-68) başkent Sanaa’nın yetmiş günlük kuşatmasındaki rolüyle ünlü, genç bir ordu liderinden alır. O yıllarda Kraliyetçiler, Kuzey Yemen’e bağımsız bir monarşi rejimi olarak hükmeden Zeydi bir imamın kurduğu hükümeti korumak için savaşıyordu ancak Cumhuriyetçilerin safında da Zeydiler vardı ve çatışma özünde dinî değildi.

Bununla birlikte, Kraliyetçilere karşı zafere kesin gözüyle bakıldığında Cumhuriyetçiler, Ağustos 1968’de patlak veren bir iç çatışmada iki gruba ayrıldı. İlk grubun çoğunluğu Yemen’in kuzey dağlarından gelen Zeydilerden oluşurken, ikinci grubun lideri Taizli Şafii-Sünni bir aileden gelen Abdülrakeb Abdülvahhap’tı. Şafii çoğunluklu grup 1969 yılında yenildi ve Abdülvahhab öldürüldü. Böylece, Ağustos 1968 olayları aslında ordu ve parti liderleri arasında bir güç mücadelesi iken, bu mücadele dinî ve mezhepsel hatlarla uyumlu olarak ilerledi. Çatışma kademeli olarak halkın hatıralarından silindi fakat şimdi, yarım yüzyıl sonra, mezhep kutuplaşması bu çatışmayı hayata döndürdü ve Abdülvahhab’ı, Husilere karşı Sünni bir sembol olarak geri getirmiş oldu.

Yemen Siyasetinde Din

Zeydi-Şafii mezhepçiliği Yemen’in geçmişinde önemli bir rol oynamamış olsa da, 1990’lardan beri dini siyasetin ülke çapında etkili olması ve Yemen’deki hiçbir siyasi partinin dinci mezhepçilikten fazla uzak olmamasından dolayı gizli bir etken olarak kalmaya devam etti.

1990 yılında, Kuzey ve Güney Yemen’in bağımsız devletleri çoğulcu bir siyasi sistem altında Yemen Cumhuriyeti olarak birleştirildi. Anayasa ve siyasi partiler kanununda mezhep veya bölge merkezli herhangi bir siyasi partinin kurulmasının yasaklanmasına rağmen, bir dizi mezhepçi parti kuruldu.

Bu gruplardan bazıları, pek çok ülkede faaliyet gösteren Sünni köktendinci bir grup olan Hizb-ut Tahrir gibi küçüktü fakat diğerlerinin siyasi alanda güçlü bir varlığı vardı.

Örneğin, kabilesel ve siyasi yapısında geniş bir çeşitliliğe karşın, Islah Partisi genel olarak Yemen’deki en büyük Sünni parti olarak kabul edildi ancak bu durum parti literatüründe açıkça belirtilmedi. Parti, art arda üç seçim döneminde ikinci en büyük parlamento partisi bloğu konumunu korudu.

Dini görüngenin karşıt ucunda ise siyasi Zeydizmi temsil etmek üzere Hak Partisi kuruldu. 1993 yılında, birleşik Yemen’in ilk parlamento seçimlerinde Hak Partisi, kuzeydeki Sadaa valiliğinde sadece iki sandalye kazanmıştı. Sandalyelerden birisini Hüseyin el-Husi almıştı. Hüseyin el-Husi daha sonra Zeydi uyanışçı vaizi babasının öğretilerine dayanarak Husi hareketini yaratacaktı. Diğer sandalyede ise daha sonra Husi hareketinde başkan vekili olacak olan Abdullah el-Razami bulunmaktaydı.

Husi hareketi, 1980’lerin başında, çoğunlukla Zeydi nüfusa sahip olan Saada Valiliği’ndeki bir köy olan Dammaj’da kurulan bir Sünni din enstitüsü olan Dar al-Hadith Merkezi ile çıkan yerel bir çatışma sonucu oluştu. Merkez, Selefilik olarak bilinen Sünni İslam’ın ortodoks versiyonunu benimsedi ve Suudi Arabistan’dan destek aldı. Selefiler ve Husiler birbirlerini şeytan gibi görmeye başladılar ve sık sık çatışmalar meydana gelmeye başladı. 2000’li yılların başında Husiler ile Yemen hükümeti arasında savaş patlak verdiğinde, Dammaj Selefileri doğal olarak, düşmanlarına karşı devletin yanında saf tuttu. 2011 Arap Baharı karışıklığı sırasında hükümet bozulduğunda, Husiler güçlenmeye ve nüfuzunu Kuzey Yemen boyunca genişletmeye başladı. 2014 yılı başlarında Dammaj’daki eski düşmanlarının üstesinden geldiler; onları El Kaide’yi desteklemek ve Suudi terörizminin ideolojik küvözü olmakla suçladılar. Husilere karşı dayanamayan Dammaj Selefileri yenildi ve güneye kaçmaya başladı.

Husiler ve Selefiler gibi katı dini gruplar birbirlerini hep dar mezhep terimleriyle sınıflandırmıştı, ancak bu daha önce halkın gözünden uzak bir çatışma olmuştu ve aşırı mezhepsel söylemler kapalı çevrelerle sınırlanmıştı. Yemen 2011 yılında iç savaşa girdiğinde bu durum değişmeye başlamıştı. Mezhepsel söylemler, her iki taraf açısından da daha fazla savaşçı kazanmanın yeni ve etkili bir yolu olarak görülüyordu. Daha önce marjinalize edilmiş olan katı gruplar, bu mezhep kutuplaşması atmosferi içerisinde nüfuz elde etmişlerdi.

Dammaj’dan göç ettirilen Selefiler Yemen’in Sünni bölgelerinde kendi kökenlerinin ait olduğu bölgelere tekrar sızmaya başladıktan sonra, Husileri zaten eleştiren Yemenliler arasında çatışmanın mezhep niteliğinin yayılmasına katkı sundular. Birçoğu Husi karşıtı silahlı gruplara katılarak veya bunları oluşturarak El Kaide ile yan yana ya da Başkan Hadi için savaştı. Husi karşıtı savaşçılar Aden, Lahij, Marib ve Taiz’deki yerinden edilmiş Selefileri yeniden tanımlamaya başladı: Dammaj’da oldukları gibi sadece öğrenci değillerdi, Rafida’ya karşı savaşan kutsal savaşçılar ya da mücahitlerdi. Rafida (Rawafid), Husileri Şii kimlikleri üzerinden karalamak için kullanılan küçümseyici bir sözcüktür.

Husiler de, Zeydi Şii terminolojisini kullanarak ve Sünni düşmanlarını kötüleyerek atmosferi zehirlemeye yardımcı oluyorlardı. Husilere bağlı yerel radyo istasyonları, benzeri görülmemiş mezhepsel söylemleri benimsemişlerdi. Eylül 2014’te Sanaa’ya giren Huti grupları camileri ele geçirdi; vaazları artık muhaliflerine bir tür dini ve sosyal provokasyonla gönderirlerken, siyasi-dini düşmanlarına ait camileri, evleri ve merkezleri de havaya uçuruyorlardı.

Çatışmanın her yeni adımıyla mezhep söylemi yoğunlaştı. Geçtiğimiz Eylül ayında Husilerin, Sanaa’daki destekçilerine Taiz ve Aden’de cihat çağrısı yapıp çatışmayı siyasi muhaliflere karşı yürütülen bir mücadele yerine dini düşmanlara karşı yapılan kutsal bir savaş olarak şekillendirmeye çalışmasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu tip çatışmalarda tipik olarak, diğer taraf olan Selefiler de kendi taraftarlarını Husilere karşı harekete geçirmeye çalıştıklarından aynı şeyi yaptı.

Yemen’de milliyetçi ve sol partilerin varlığı, her ne kadar zayıf olsalar da, bir zamanlar mezhep söyleminin yayılmasının sınırlandırılmasını sağlıyordu ancak Yemen’deki son çatışmalar, siyasi partilerin içinde gizlenen tüm karanlığı ortaya çıkarmış ve onları siyasi değişim için uğraşmak yerine, birbirlerine karşı savaşan milislere dönüştürmüştür. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, siyasal değişim ümitleri Husilerin Sanaa’yı devralmasıyla tamamen ortadan kalkmış ve tüm politik eylemlerin yerini ateş gücü ve barut almıştır. Son mart ayının sonundaki Suudi liderliğindeki Kararlı Fırtına Operasyonu ile birlikte, seküler ve çok uluslu örgütlerden kalanlar da yıkılmış oldu ve Yemen partilerinin ve siyasetinin kalıntılarının silahlanması süreci başlamış oldu.

Suudi-İran Düşmanlığının Yemen’e Nakli

Bölgesel çatışmaların etkisi, Yemen’de her iki taraftaki mezhepçi aktörler tarafından kullanılan kelimeler ve ifadelerde açıkça görülmektedir.

Nitekim Yemen’deki mezhep çatışmasının yükselişi açık bir şekilde Arabistan ve İran tarafından tahrik edilen daha geniş bölgesel mezhep çatışmasına bağlıdır. Hem Riyad hem de Tahran’ın söylemleri, iki tarafın, Sünni ve Şii dünyasının fiili liderliğine soyunduklarını göstermektedir. Bu, aynı zamanda, Bağdat’tan Şam’a, Beyrut’a ve Sana’a’ya kadar uzanan bölgedeki yerel çatışmalarla ilgili olarak kamuya yaptıkları açıklamalara, siyasi duruşlarına açık bir şekilde yansıtılıyor.

Yemen’de Başkan Hadi’yi destekleyen Suudi Arabistan, Hutileri İran’ın mezhepsel ve siyasi erişiminin uzantısı olarak görüyor. Hutileri destekleyen Tahran da; Suudi Arabistan’ı, Tahran’ın muhaliflerini desteklemek için çalışan ideolojik bir düşman olarak görüyor. Her ikisi de, mezhepçi güçleri ve yerel medyada mezhepçi dili destekleyerek savaşı körüklemiş oluyorlar.

Bunun sonucunda Yemenliler şimdi birbirlerine “Persler” ve “Daeşliler” olarak nefretle bakıyorlar. Nedenleri yerel kaynaklı bir çatışma içinde sıkışmış durumdalar, ancak siyasetlerini yurt dışından edindikleri mezhepçi söylemin şekline sokuyorlar; bu da kendi bakış açılarını, düşmanlarını, kendilerini ve ülkelerini yeniden şekillendirmelerine sebep oluyor.

Mezhepçi Bataklığı Kurutmak

Modern Yemen tarihinde birkaç istikrarlı dönemde, mezhepçi dil yok olana kadar zayıflamış ama kaybolmamıştır. Bu, mezhepçi söylemin çatışmaları körüklemediğini, tam aksine, siyasi farklılıkların ve çatışmaların mezhepçi söylemi beslediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla, mezhepçi milislerin bölgesel mali desteğini sona erdirmenin yanı sıra, Yemen’deki mevcut savaşı sona erdirmek ve siyasi dengeyi restore etmek, ülkedeki mezhepçilikle mücadele için ilk adımlar olmalı.

Ancak bu, Yemen İç Savaşı’nı sonlandırmak için yeterli olmayacaktır. Mezhepçilik savaşı başlatmasa da şu an kendiliğinden birincil faktör olmuş durumdadır. Sünni-Şii bölünmesinin Yemen’de tarihsel kökenleri olmadığı gerçeği, gelecekte daha fazla çatışmaya neden olmayacağı anlamına gelmiyor. Mezhepçi etkileri geri çekmeye başlamak için, hem Tahran’ın hem de Riyad’ın bölge üzerindeki mezhepçi siyasetlerine son vermeleri, ölüm cephelerine cephane ve para yardımını kesmeleri, siyasi desteği ve medya desteğini bitirmeleri gerekmektedir.

 

Yazar: Farea Al-Müslimi

Çevirmen: Saffet Yalçın

Kaynak: http://carnegie-mec.org/diwan/62375

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları