Tek Ülkede Anarşizm?

İspanyol Devrimi ve devrimin bastırılması, anarşizmin ana sorunlarından birini en keskin biçimde ortaya koydu. İspanyol Devrimi sadece küresel sınıf mücadelesinin değil, aynı zamanda İspanya’daki belirli özelliklerin ürünüydü. İspanya’ya özel karakteri ve tarihi yansıtan belirli olaylar zinciri, İspanyol köylü ve işçilerinin atölyeler, fabrikalar ve tarlalar üzerinde kontrolü ele geçirmesine olanak sağladı. Her devrim, devletin belirli anlardaki hatalarından dolayı oluşur. İspanya’da Cumhuriyetçi hükûmet, Franco’nun askeri ayaklanmasının ardından düştü. Güç sokaklarda yatıyordu ve anarşist hareket, İspanyol işçileri ve köylüleri arasında en kuvvetli unsur, gücü eline aldı.

Şu basit gerçeği anlatabilmek için devrimin özellikle İspanyol karakterine vurgu yapıyorum: İspanyol Devrimi uluslararası dayanışmaya bel bağlayabilecekken, onu ortaya çıkaran etmenler İspanya dışında bulunamayacak etmenlerdi; bu yüzden de devrimin yayılma olasılığı düşüktü. Ancak bu, devrimin tamamen tekil bir biçimde gerçekleştiği anlamına gelmez. İtalyan ve Alman faşizmi Franco’yu desteklemek için askeri birlik, silah ve uçaklarını İspanya’ya gönderdi. Sovyetler Birliği, karşı-devrimci düzenli bir ordu kurulması için Cumhuriyetçilere olan desteğini artırdı. Eğer Cumhuriyetçi hükûmet, devrimi kontrol altına alamasaydı ve faşistler onu kanlı bir şekilde bastırmasaydı, yabancı kuvvetlerin müdahale etmemesi için hiçbir sebep yoktu. Kamulaştırılan girişimler üzerindeki kısa vadeli çıkarları ve devrimin yayılmaması konusundaki uzun vadeli çıkarları onlara askeri müdahaleden başka hiçbir seçenek bırakmayacaktı.

Tek bir ülke sınırlarında devletsiz ve sınıfsız bir topluluk kurulmasına engel teşkil edecek iki ana sebep mevcut. İlki ekonomik, ikincisi ise askeri sebepler.

Ekonomik sebepler önem teşkil ediyor. Yukarıda anlatıldığı üzere kapitalizm bir dünya sistemidir. Bu da demek oluyor ki hiçbir ülke kendi kendine yetemez. Tabi ki bazı ülkelerin kendi kendine yetebilme konusunda daha fazla veya az potansiyeli vardır; ancak bazı sorunlar evrenseldir. Bazı ülkeler fazla popülasyonun bir sonucu olarak gıda ihtiyaçlarını karşılayamazlar. Popülasyon yoğunluğu fazla olan küçük sanayi ülkelerinde durum böyledir. Bazı ülkelerin sömürgecilik altındaki az gelişmişlikleri yüzünden sanayi ürünleri (kıyafet, traktör, vs…) için üretim araçları yoktur ve bunlara bağımlı hale gelirler. Hemen hemen her ülke, sınırları içinde bulunmayan doğal minerallere de bağımlıdır. Örneğin krom, makine parçaları için fazlasıyla önemlidir. Dünya’daki kromun çoğunluğu Afrika’nın güneyinde bulunur. Benzer şekilde dünyanın çoğunluğu yabancı petrole bağımlı durumdadır.

Buradaki asıl nokta, tek bir ülke içinde kendi kendine yeten bir ekonominin önünde sonunda kurulamayacağı değil; devrimcilerin devraldığı ekonominin kendi kendine yetemeyişi, bu yüzden de uluslararası pazardan kopuşun (bu kopuş ya devrimciler ya da yabancı güçler tarafından gerçekleştirilir) çok yıkıcı etkilerinin olacağı gerçeğidir. Bu etkiler iki yönlüdür. İlk olarak, yabancı kaynaklara ihtiyaç duyan iş alanları çalışamaz hale gelecek ve halkın sadece dışardan alınabilecek olan kaynaklara erişimi duracaktır. İkinci olarak, uluslararası pazar için üretimde bulunan sektörler ya çekilecek ya da iç ihtiyaç olmamasına rağmen yurt içindeki pazarlar için üretimde bulunacaktır.

Bu konuda Küba örneği bizim için ders niteliğindedir. Küba Devrimi’nin yüzleştiği ekonomik sorunlar, devrim özgürlükçü bir karakterde olsaydı da mevcut olacaktı. Küba ekonomisi klasik olarak bağımlıydı. Şeker ve turizm sayesinde kazanılan para dışarıdan yemek, ilaç, kıyafet, petrol ve otomobil dahil olmak üzere bazı ürünlerin ithal edilmesini sağladı. Aradaki 37 yılda Sovyetler Birliği ile geliştirilen ilişkilerin utanılacak bir sonucu, Küba’nın tarım olanaklarını ihtiyacı olan gıdalar doğrultusunda dönüştürmemiş olmasıdır. Sonuç olarak Küba şu anda o zamanlar karşılaşacağı sorunun aynısı ile karşı karşıyadır: yabancı sermaye olmaksızın bu dönüşüm nasıl gerçekleşebilir? Şekeri büyütme, hasat etme ve işlemede kullanılan teknoloji, pirinci yetiştirme ve üretmede kullanılan teknoloji ile aynı düzeyde değildir. Tüm şeker kamışlarını devirip yerlerine tahıl ve sebze yetiştirmek ise kolay bir iş değildir. Tarımsal üretimi başka bir alana kaydırmak uzun zaman alabilir. Peki bu zaman aralığında insanlar neyle beslenecek?

Pratik cevap kaçınılmaz olarak dünya pazarına bağlılığın adım adım azaltılmasıdır. Ancak insanların, dünya pazarı için ürettikleri sürece sınıfsal farklılıkları tümden yok ettikleri söylenemez –uluslararası kapitalist bir sınıf tarafından sömürülmeye devam ederler. Daha da kötüsü bazılarının ticareti reddetmesi (ABD’nin Küba ambargosundaki gibi) dünya pazarında malların fiyatını aşağı çekecektir. Kayıp kârın tekrar kazanılması –zira ülkeyi kendi kendine yeterli hale getirmek için yatırım yapabilecek kazançlar sağlanmazsa, uluslararası ticarette rol oynamanın bir anlamı yoktur- sadece üretenlerin sömürülmesiyle sağlanabilir. Daha kötüsü, adı ister “işçi devleti”, ister “kolektif federasyon” olsun, sömürüyü yapan organın devrimci rejimin idari aygıtı olması gerekmektedir. Dünya pazarı mantığı karşısında iyi niyetler zayıf korumalar olarak kalır. Üretenler, tamamen bir devrim ruhuyla, sömürülmeyeceklerini ve greve gideceklerini söylediklerinde devlet aygıtı nasıl bir cevap verebilir?

Bu ikilem bir yıldan uzun ömrü olan her devrimin kesinlikle karşılaşacağı bir problemdir. Marksistler gibi bariz devletçilerde buna çok da ikilem denilemez, ancak anarşistler için bu derin bir ikilemdir.

Devletsiz ve sınıfsız tek ülke toplumu için ikinci engel askeri engeldir. Esaslı sosyal devrimler, tek ülkede bile olsa, uluslararası kapitalist düzen için derin tehditlerdir. İçeriden yıkılamamış her devrim, yabancı askeri müdahalelerle karşı karşıya gelmek zorunda kalmıştır. Ülkelerin motivasyonları dünya kapitalizmini korumak kadar uzak görüşlü olmak zorunda bile değildir. Genellikle devrimin yabancı yatırımları tehdit etmesi yabancı ülkeler için yeterli bir sebeptir. Bazen buna bile gerek olmadan devrim sürecindeki ülkelerdeki karışıklık, yabancı ülkelerin o ülkelerde egemenliklerini artırması için bir fırsat bile olabilir.

Eğer Rus Devrimi farklı bir düzlemde ilerleseydi (anarşistler kendilerini toparlayabilselerdi veya Sovyetler Bolşevik Parti yapısına boyun eğmeye direnebilselerdi) bile 14 yabancı gücün Beyaz Ordu desteğiyle işgal girişiminde bulunmayacağını söylemek için hiçbir sebep olmazdı.

Kendine ait bir ordu bulundurmadan yabancı işgallere direnmek imkansızdır. Savaşmak, hatta savaşta direnç göstermek bile kendi içinde otoriter bir mantık barındırmaktadır. Savaş, diğerleri yaşayabilsin diye insan öldürmek ve birilerini ölüme yollamaktır. Ne yazık ki sınıfsal düşmanları değil; bastırılmış insanları, çoğunlukla acemi askerleri öldürmektir savaş. Strateji düşman ordusunda başkaldırı veya toplu çekilme üzerine kurulu bile olsa, insan öldürmek kaçınılmazdır. Bunun sebebi basittir. Askerlerin toplu ayaklanma başlatması veya çekilmesi, sadece savaşta ölme riski, itaatsizlikten öldürülme riskine baskın geldiği zaman mümkün olacaktır. Bu koşulda zekice olan budur. Bu yüzden ordular iç disiplinlerini itaatsizliğin cezasının ölüm olduğuna ikna ederek sağlarlar. Bir ordunun dağılması için askeri bir yenilgi alması şarttır.

Anarşistler bazen merkezi ve otoriter olmayan yapıların, merkezi ve otoriter olanlardan çok daha verimli olduğunu ve bunun askeri açıdan uygulanması gerektiğini iddia ederler. Bu anarşistler için şehitliğe en kısa yoldur. Eğer anarşist ilkeler insanları verimli ölüm makinelerine dönüştürebiliyorsa, bu bir sorundur. Dönüştüremiyorsa, bu ayrı bir sorundur. Yüzleştiğimiz sorun ise ikincisidir: savaşmak, anti-otoriter ilkelerden taviz vermek demektir. Askeri güçler belirli bir bölgedeki diğer askeri güçlerin yenilgisini amaçladığı sürece örgütlü şiddet üzerinde bir tekel yaratmış olur, bu da devletin bir özelliğidir. Merkezi olmayan özgürlükçü bir toplum ile uyumlu ve bu toplumu iç ve dış tehditlerden koruyabilecek bir anti-otoriter askeri yapı mümkün müdür? Bir sonraki bölümde bu sorunun cevabını vermeye çalışacağım.

Yazar: Juan Conatz

Çevirmen: Hüseyin Oğuz

Kaynak: https://libcom.org/history/historical-failure-anarchism

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları