Yabancılaşma Etkisi

Büyük yazarların ölümünden sonra temsilcilerinin dayattığı katı kurallar, eserlerinin yeni versiyonlarının önünü tıkıyor.

Kraliyet Tiyatrosu’nda, muazzam bir uyanma akımının heyecanla tasvir edildiği o sahnede; Galile, Katolik Kilisesi tarafından düşüncelerini yayımlamaktan men edildi. Fakat şimdi eserin kendisi, engizisyon mahkemesinin edebi eş değeri tarafından sansüre maruz kalıyor.

Kraliyet Tiyatrosu’ndan ayrılan tiyatro severler henüz duydukları cümleleri satın almaya alışkın hale geldi. Hatta yazılı senaryolar artık sahnelenen oyundan daha fazla talep görmekte. Fakat David Hare’nin kulaklarımızın pasını silen yeni versiyonunu hazırladığı “Galile’nin Hayatı” için aynı durum söz konusu değil. Çünkü kitapçılarda asılı levhalarda oyunun senaryosunun şimdilik basılma planının olmadığı yazılı. Oyunu izleyen Kraliyet Tiyatrosu seyircileri ise oyuna dair diyaloglar için hafızalarına başvurmak zorunda.

Hare’nin versiyonunun piyasaya sürülmemesinin sebebi ise Brecht’in temsilcilerinin buna yetki vermemesi. Yapılan resmi açıklamaya göre asıl neden birçok uyarlamacıyı etkisi altına alan böylesi bir eserin alternatif versiyonlarının raflarda bulunmasının istenmemesi. Fakat bu garip. Alman oyun yazarı Brecht’in vasileri her zaman onun eserlerine korumacı yaklaşmış olsa da, eserlerin ingilizleştirilmiş versiyonları önceden beri vardı. Ayrıca Brecht’in “Cesaret Ana ve Çocukları” oyununun Hare tarafından hazırlanan tefsiri ve 1980 yılında Howard Brenton tarafından uyarlanan Galile’nin bir önceki versiyonunun senaryosu Kraliyet Tiyatrosu’nda gösterime girdikten hemen sonra da basılmıştı.

Kraliyet Tiyatrosu’nun sahne arkasından gelen dedikodulara göre vasiler, Hare etkisi diyebileceğimiz durumdan memnun değiller. Olivier’de sergilenen oyunun satırları, sahne bitişine denk gelen uyaklı manileri ihmal ediyor ve ayrıca ev hapsinde olan bilim insanı Galile’nin yazılan samizdat* taslağının sınırdan geçirildiği o son sahne gibi önemli sahneleri kesiyor.

Yani, Galile’nin Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü iddia etmesi üzerine Vatikan tarafından susturulması gibi, Hare de Güneş’in her zaman Bertolt Brecht sayesinde doğmadığını telkin ettiği için senaryosunun basılmasına izin verilmiyor.

Bu kadar iyi bir uyarlamanın okumak ya da incelenmek için ulaşılmaz olacağını bilmenin    üzüntüsünün bir yana, aleni kitap yasakları vasilerin ve çevirmenlerin  tutumları konusunda daha büyük sorunları ortaya çıkarıyor.

Yeni “Galile” ve “Çehov’un Martısı”nın Martin Crimp tarafından uyarlanan yeni versiyonu Kraliyet Tiyatrosu’nda oynanmaya başlandı. Fakat Martı’nın yeni versiyonu, önceki İngilizce versiyonlarından o kadar farklı ki Çehov ölümünün üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasından dolayı telif hakkını kaybetmemiş olmasaydı, yeni versiyon ne oynanır ne basılırdı. Aynı zamanda, nehrin karşısında The West End Tiyatro’su’nda, tekrar yorumlamalar konusunda Samuel Beckett’in vasileri, Brecht’ten daha korumacı olsalar da, Beckett’in sahneleme konusunda son derece inatçı sınırlamalara sahip olduğu bir eser sahnelenmeye başladı: “Söyle Joe.”

Geçmişte sahne talimatlarına uyulmadığında yapımı durdurmasıyla bilinen Beckett’in temsilcileri, galiba “Söyle Joe” konusunda yumuşak davrandılar çünkü eser televizyon için yazılmıştı ve yazarın kamera hareketlerindeki tipik titizliği nedeniyle sahne versiyonunun asla aynı olamayacağını düşündüler. Ama sonuç olarak yönetmen Atom Egoyan canlı performansı video montajıyla birleştirerek hem orijinal metne hürmetini gösteren hem de esnek olabilen bir oyun ortaya çıkarmayı başardı. Böylece, belki de, diğer temsilcilere Brecht’inki dahil bir ders vermiş oldu.

Brecht ve Beckett’in temsilcilerinin genel uyuşmazlığındaki gariplik, her iki oyun yazarının da tiyatral geleneği her zaman reddeden birer radikal olmalarıyla ilgiliydi. Fakat ardından Brecht ve Beckett’in tutuculuktan kaçtığı kadar güçlü bir şekilde her ikisinin de temsilcileri, bu özgür düşünceyle kavrulmuş oyunları sanatsallık bahanesiyle tıkamaya, kapatmaya çalıştılar.

Kuşkusuz modern sanat ve mimari severler bu durumda herhangi bir tezat görmez. Bir resim veya binanın yaratıcısının kurallara direndiği gerçeği, ardından gelenlerin küratörlük veya dizinleme yoluyla yeni düzenlemeler yapmasını engellemez. Oysa oyunlar, yalnızca cam vitrinde sahnelenir ya da miras statüsü kazanırsa, bu oyunun zararına olur. Bir aktörün veya bir izleyicinin ne konuşulabileceğine ya da neye inanılabileceğine dair görüşü hızlı değişir, belki de bunun sebebi konuşmanın hayatımızın merkezinde yer almasıdır. Ve anlama çağının uzaklaşmasıyla birlikte, her halükarda bir yakınlaşmadan öteye gidemeyecek olan çeviri, belirli bir rotadan çıkma ya da çıkmama konusunu daha da önemli bir hale getiriyor.

Yine de, böyle olsa bile, yeni bir oyun oluşturmaya gelince, Crimp’in Martı’sı daha önce Michael Frayn, Tom Stoppard, ve Peter Gill tarafından hazırlanan İngilizce versiyonlarındaki dil parametrelerinin çok dışında kalıyor. Belki de bu yüzden şu şekilde isimlendirilmeliydi: “Çehov tarafından önerilen, Crimp tarafından Martılanan”**

Hare’nin özünde riayet eden Galile’nin yeni versiyonunun mevcut olmaması ama Crimp’in yüksekten uçarak uyarladığı Martı’nın raflarda yerini alması karşıtlığı bize uyarlamaların sadece telif hakkıyla kontrol altına alındığı gösteriyor. Vasiler kontrolü elinde tutarken,çevirmenler katı bir şekilde sınırlandırılıyor. Ama yazarlara tam yetkiyi verirseniz, o yetkiyi oyunu öldürmek için kullanabilirler. Belki de bu, Brecht’in temsilcilerinin hala yetkisi varken ve o yetkiyi sonuna kadar kullanırken, kütüphanede Çehov isminin adı altına nelerin girebileceğinin kanıtıdır. Hare’nin Galile’si sahip olmaya değer bir kitap olurdu. Keşke bir şekilde sınırdan geçirilse.

Çevirmenin notu:

*samizdat: sovyet bloğu ülkelerinde yazılmış kaçak yayınlar

**Gull kelimesi isim olarak martı, fiil olarak aldatmak, kafese koymak anlamlarına gelmektedir.

 

Yazar: Marx Lawson

Çevirmen: Mervenur Çavdar

Kaynak: https://www.theguardian.com/commentisfree/2006/jul/14/arts.theatre

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları