Yabancılaşma Küreselleşmeye İnsancıl Bir Yanıt Olabilir

Ülke içinde gelişen terörizm, umudun alternatif düşüncelerinin yanı sıra sosyal bölünmeden de besleniyor.

Ruth Kelly’nin Entegrasyon ve Uyuşma Komisyonunun açılışında yaptığı ”yeni ve dürüst” ve ”olgun” müzakere çağrısı, tartışmanın şimdiye kadar bayat, samimiyetsiz ve hatta çocukça olduğunu gösteriyor. Gerçekten öyle mi?

Belki de öyle. Politikacılar, ülkedeki gençlerin neden teröristlere dönüşecek kadar milli değerlerden uzak yetiştiklerini anlama girişiminde bulunmayı, gerçekleşen korkunç terör saldırılarını meşrulaştırabileceği gerekçesiyle yasakladı ve basın da bu kararı destekledi. Böylelikle, kendini terörle mücadeleye adamış olanlar olayı ele alabilmek için en önemli silahlarını direkt bırakıyorlar.

İngiliz hükümeti, Irak ve Afganistan’daki dış politikasının, Filistinlilerin kaderini belirlemedeki isteksizliğinin ve İsrail/Hizbullah çatışmasındaki süregelen eylemsizliğinin fanatik yaratmaya katkı sağladığı iddiasını şiddetle reddediyor. Resmi makamlara göre, Müslüman gençlerin nefret aşılayan hocaların etrafında toplanmalarının sebebi, beyinlerinin yıkanması ve ölmelerinin karşılığında vaat edilen heyecan verici şekilde karikatürize edilmiş cennettir.

Ülkede gelişen yabancılaşmayla ilgili problemin bir kısmı da elbette, küreselleşmenin yerel yaşamlara sadece ekonomik anlamda değil aynı zamanda sosyal, kültürel ve ruhsal anlamda da derin bir etkisi olmasıdır. Kelly bunu, ”küresel gerilimler yerel toplulukların sokaklarını yansıtır” düşüncesini fark ettiğinde anladı. Ulusal sınırlar kendilerini zapt etmek için yapılmış bariyerlerden sızan olayların etkisine karşı git gide hassaslaşan savunma araçlarıdır.

Eylemli ve potansiyel teröristlerin yoksul sınıf kökenli olmamaları ve çoğunlukla iyi eğitimli ve gelecek vaat eden insanlar olmaları insanların kafasını karıştırır. Bu, toplumsal düzenin bozulmasıyla, özellikle çelişkili inanç sistemlerini şiddetli ve ani bir şekilde bir araya getiren -geldikleri yerdeki çoğunluk pozisyonlarından vardıkları yerde damgalanmış bir azınlık haline gelen insanlar için bir şok etkisi yaratan- kitlesel göçün beraberinde gelen geniş çapta ruhani kargaşayı hesaba katmayan bir kafa karışıklığıdır. Britanya’daki Müslümanların %13’ünü oluşturan radikallerin öne attığı şey, kültürel karışımın dengesiz ve beklenmedik olmasının kaçınılmaz olduğudur. Fakat unutulmamalıdır ki, bazen diğerlerinin fedailiği, onlar gibi olmayı düşlemeyenler için çekici değildir.

Yabancılaşmış halkın ülke genelinde büyümesi, yoksulluğu ve ayrımcılığı önemli ölçüde artıran karışık bir süreç ve hükümetin çözüm getirmek istediğini beyan ettiği feci bir dışlamadır. Birçok genç Müslüman için entegrasyon; çetelerin, suçun, uyuşturucu ve alkolün alt kültürde belirmesi anlamına gelir. Eğer İslam bu sosyal emilimin çirkin versiyonundan kurtulma imkanı sunuyorsa, bazı genç adamların hapishane düzeninden firar etmesine sevinmeliyiz. Hararetli bir şekilde ”bizim yaşam tarzımız” şeklinde konuşanlar, çok nadiren fakir ve kendilerinden farklı insanların gerçek yaşamlarının iç yüzünü önemli ölçüde kavramışlardır.

Pek çok insan -Müslümanlar, Hindular, Budistler, Hristiyanlar ve dini olmayan kimseler- hem küreselleşmenin aşırıya kaçmasındaki hem de buna karşı tepkilerdeki insani amaçların çarpıklaşmasının tutarsızlığını ifade etmiştir. Ama bütün laik alternatifler, batının komünizme karşı zaferinin ve bu zaferin Afganistan ve başka yerlerdeki mücahitleri cesaretlendirmesi sayesinde geçersiz kılındığından beri toplumun umutsuz badirelerinde ilahi bir yardım araması kaçınılmazdır.

Mükafatını ayrım gözetmeden ve bir değer ya da erdem olarak rastgele tarafsızlıkla dağıtan toplum tarafından yabancılaştırılmak için genç ya da Müslüman olmanıza gerek yok. Toplumun taşkınlığı dünyaya etkisinden yansır. Dünya hazinelerini git gide daha fazla harcamayı gerektiren yaşam tarzıyla yabancılaşmak belki mantıklı, insancıl bir yanıt olarak düşünülebilir. Ama yabancılaşma, yaratıcı değişim ve yenilenme için bir ittirici güce de dönüşebilir.

Ne tür bir kızgınlık ve çaresizlik bazı insanları sadece ideolojilerin üstünlüğünün bu dünyadaki yanlışları ve kötülükleri dindirebileceğine inandırır? Dünyevi olmayan dürtülerle hareket etmek sadece günümüz “radikallerinin” bir yanılsaması değil, ayrıca toplumsal umuda yönelik diğer ideolojilerinin yıkılmasının da bir sonucudur.

Bu göz önüne alındığında, bu gelişimlerin muhaliflerinin düşünebildikleri tek şeyin ”gaddarlığın üstün çıkmasının baskın küresel ideolojinin doğasında olduğu” olması nispeten daha açıklanabilir hale geliyor. Bu sürdürülemez gelişimcilikten daha zalimce eylemlere kim ihtiyaç duyar ki? Eğer günümüz ”radikalleri”nin hayatı gerçekten de dinsel motiflerle bezeli olsaydı, ölüme katkı sağlamaya ve kamulaştırmaya değil, sınırlı dünyadaki sonsuz ekonomik genişlemenin din dışı meşguliyetinin yıkıcı kaderinden, yaratılışını kurtarmaya çabalardı.

Ne yazık ki, güçlü kesimin böylesi karışık sorularla meşgul olması pek olası değildir. Müslümanların kendi güvenliklerini sağlamaları, ”aşırı uçlarda yaşayan kimseleri” zapt etmeleri, ”doğru” temsilcilerin ve ”gerçek” halk liderlerinin kendilerini yetkili makamlara sunması talebi; bütünleşme değil, çağ dışı yayılmacı düşüncelere dönme önerisidir

Bu yazı ilk olarak Çeviri Gazetesi’nin Yabancılaşma başlıklı 15. sayısında yayımlanmıştır.

 

Yazar: Jeremy Seabrook

Çevirmen: Seda Bayralı

Kaynak: https://www.theguardian.com/commentisfree/2006/aug/25/comment.society

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları