Yabancılaşma ve Öznellik

Marx sınıflı toplumda gerçekleşen sömürgeciliği incelemek için ihtimamlı bir ilke geliştirdi. Bu ilke, denklemin materyalist tarafında kalıyor- menfaat, kaynak ve tüketim. Ayrıca, işçilerin öznelliği- işçilerin bilinçlilik seviyeleri, içinde yaşadıkları dünyayı anlamada kullandıkları öznel çerçeve ve kişiliklerinin biçimlendiriliş yöntemleri hakkında çığır açtığı göz önüne alınması gereken yazımı da geliştirdi. Günümüzde yüz yetmiş yılık mesafeden bile bu öznelliği inceleme teşebbüsü önemli ölçüde güncel görünüyor. Bu yazım bazı sosyal bilimlere konu olan kültürel değişimlere ve kadınların yaşanmış tecrübeleri hakkında yapılan feminist kurama uyum sağlıyor. Bu deneyime dayalı etnografik çalışmanın işçilerin tecrübe ve düşünce yapısı üzerindeki önemini ortaya koyuyor. Ve bu henüz bitmiş bir çalışma değil.

Marx’ın özne ile ilgili söylemek istediklerinin çoğu 1844 Ekonomik ve Felsefi El Yazmaları kitabında belirtiliyor. Yabancılaşma kavramı önemli bir şeyden ayrılmayı ima ediyor. 1844 Ekonomik ve Felsefi El Yazmaları’nda Marx kapitalist düzen içinde işleyen bir fabrikadaki üretim sürecinin yapısını inceliyor. Bu sürecin temelinde işçiyi üründen (sınırlı tüketim),  işlem sürecinden (çünkü işçinin emeği, işçi tarafından özgürce dile getirilmek yerine işçiye emrediliyor), işçinin sosyal doğasından (çünkü fabrikanın kuralları konuşmayı ve iş birliği yapmayı yasaklıyor) ve “varlık türü” (işçinin özünün özgür, sosyal, kendi kendini yöneten bir yaratıcı olması) olmaktan uzaklaştırmak olduğunu anlıyor. Buna göre işçilerin yabancılaşmalarının sebepleri, özgür biçimde yaratıcı olma ve kendini ifade etme fırsatlarını elinden alan üretim sürecinin zorlayıcı ilintilerinde bulunur.

Marx’ın bu çalışmasında öznellik ile alakalı başka birçok kavram var: meta fetişizmi, sınıf bilinci, ideoloji düşüncesi ve nihayet yanlış bilinç. Bu kavramların hepsi Marx’ın işçi öznelliğinin temel özelliklerini- fikir ve zihinsel iskelet yapının nasıl kişinin dünya deneyimini oluşturduğunu ve bu zihinsel yapılanmanın toplumsal ilişkilerle nasıl “belirlendiği” ya da etkilendiğini- incelemekte kullandığı kavramlardır. Marx’ın asıl amacı ise siyasal bilinç ve hareketlenmenin altında yatan öznelliği anlamaktı.

Burada iki önemli nokta var. İlki, önemli bir düşünsel görevin formülasyonu -zihni veya bilinci incelememize ve keşfetmemize olanak sağlayan bir dizi kavramın formülasyonu. Bu araştırma ayrıca bize siyasal davranışı anlayabilmek için bir temel sağlamalı. İnsanların düşünceleri ve varsayımları siyasal davranışlarını etkiler. İkincisi ve Marx’ın daha özgün yapan, gündemin açıklamasının formüle edilmesi-bilincin sosyolojisi. Marx, tarihsel koşullar, ekonomik yapı ve sosyal bağıntıların üretim sürecinde bu tarihsel olarak yerleştirilmiş bilinci nasıl etkilediğini ve şekillendirdiğini ortaya çıkartmak istiyor. Nasıl “el değirmeni size feodal bir derebeyi verir”, bunu anlamak istiyor. İdeoloji teorisi, güçlü insanların menfaat alanlarının işçilerin bilincini etkilediğini söyleyen üstünkörü bir teoridir. Ama kesin olan şu ki bu teori daha bir başlangıç.

Keza, Marx yabancılaşma üzerine materyalist bir teori sunuyor: Sosyal koşullar. Üretimde sosyal bağıntılar ve fabrikanın sistemi öznel bir etki yaratıyor- işçinin yabancılaşması. Bu da meta fetişizmi, cisimleştirme ve yanlış bilinç ile benzer. Bu fikirler yirminci yüzyılda Antonio Gramsci (kendi hegemonya ve entelektüel kavramları içerisinde) ve Eleştirel Teori geleneği kapsamında teorisyenler tarafından (Horkheimer, Adorno, Wellmer) incelendi.

Bu tarihi, birkaç yüz kelime ile anımsamaya değer görmemin sebebi hedefimizin toplumu anlamak olması. Bu da objektif sosyal faktör ve sebepleri bulmak için gerekli kavramları bulmak anlamına geliyor. Ancak bu aynı şekilde öznellik ve onun tarihsel ve toplumsal koşulları ile ciddi şekilde ilgilenmeyi de gerektiriyor. Bu yüzden, daha tatmin edici bir bilimsel çalışma yapabilmek amacıyla zihnin, kişiliğin ve bilincin değişken biçimlerini tanımlamak, incelemek ve açıklamak için bize gerekli olan araçları bulmak önemli ölçüde zorlu bir iş. Marx’ın yabancılaşma ve fetişizmle alakalı bu temel görüşleri de iyi birer başlangıç noktası olma özelliğini taşıyor.

Yazar: Daniel Little

Çeviri: Çisem Ece Bal

Kaynak: https://understandingsociety.blogspot.com.tr/2008/01/alienation-and-subjectivity.html

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları