Yeni Araştırma Kitlesel Denetlemenin Uysallık, Korku ve Oto-sansüre Neden Olduğunu Gösteriyor

Oxford’dan John Penney tarafından yakın zamanlarda yayınlanan araştırma mahremiyet savunucuları tarafından uzun süredir öne sürülen kilit bir argümana deneysel kanıt sağlıyor: Denetleme durumunun yalnızca varlığı bile riayete sebep oluyor ve özgür ifadeyi bastırıyor. Çalışmanın haberini yapan Washington Post bu sabah fenomeni tanımladı: “Eğer otoritelerin internet hareketlerimizi izlediğini düşünürsek, belli internet sitelerini ziyaret etmeyi veya belli şeyleri söylemeyi sadece şüpheli görünmeyi önlemek için bırakabiliriz.”

Bu yeni araştırma, 2013 Snowden ifşasının ardından (Amerikalıların yüzde 87’sinin bundan haberi oldu), belgelendirdi ki “El Kaide” “arabaya yerleştirilen bomba” ya da “Taliban” kelimeleri geçenler de dahil, terörizmle alakalı Vikipedi maddelerinin görüntülenmesinde yüzde 20’lik bir düşüş” yaşandı. İnsanlar bu makaleleri okumaktan şüphe bulutlarını kendi üstlerine çekeceği düşüncesiyle korkuyorlardı. Bu dinamiğin tehlikeleri Penney tarafından iyi bir şekilde ifade edildi: “Eğer insanlar terör ve ulusal güvenlik gibi önemli siyaset konuları hakkında bilgilenmekten korkutuluyor ya da caydırılıyorsa, bu düzgün demokratik tartışmaya karşı gerçek bir tehdittir.”

Washington Post’un açıkladığı gibi, başka birçok çalışma kitlesel denetlemenin hür ifade ve düşünceyi nasıl ezdiğini gösteriyor. 2015’te yapılan bir çalışmada Google arama verileri incelenmiş ve göstermiştir ki Snowden sonrasında “kullanıcıların Birleşik Devletler hükümetiyle başlarını belaya sokacaklarını düşündükleri terimleri kullanmaları daha az olasıydı” ve “bu sonuçlar, kişilerin arama davranışlarında internet üzerindeki devlet gözetiminden kaynaklanan soğutma etkisinin var olduğunu göstermiştir.”

Oto-sansüre neden olan korku teori boyutunun çok ötesindedir. Yeteri kadar kanıt bunun gerçek ve mantıklı olduğunu gösteriyor. PEN Amerika yazarlarının bir araştırması 6 yazardan 1’inin gözetim korkusundan dolayı içerik sansürüne gittiğini ortaya çıkarmıştır ve “yazarların sadece devlet gözetiminden bunaltıcı bir şekilde kaygılandığını değil, aynı zamanda sonuç olarak oto-sansür uyguladıklarını” göstermiştir. Britanya Kütüphanesi, terör için materyal destek suçlamasıyla dava edilme korkusundan Taliban’la ilgili herhangi bir materyale ev sahipliği yapmayı redderken, Avrupa’daki akademisyenler radikal gruplar üzerine araştırma materyalleri bulundurdukları sebebiyle terörist destekçisi olmakla suçlanmışlardır.

İzlendiğini düşünen insanların gözetim altında olmadığını düşünen insanlara göre çok daha uyumlu, itaatkâr ve uysal davrandığını gösteren çok sayıda psikolojik çalışma var. Bu idrak Jeremy Bentham Panoptikonu’nun temeli işlevini görmüştür:  Geniş kitlelerin davranışları, kişiler herhangi bir anda gerçekten izlendiklerini bilemeseler de onları her zaman izleniyormuş gibi davranmaya zorlayan ve her zaman izlenmelerini mümkün kılan mimari yapılar sayesinde etkili bir şekilde kontrol altında tutulabilir.

Bu Washington Post’unda bahsettiği gibi, gizlilik erozyonunun zararlarından bahsettiğim 2014 TED konuşmam dahil yıllardır tartıştığım, eleştirel ama ifade edilmesi güç bir nokta. Ancak bu zararlı dinamikle ilk içgüdüsel karşılaşmalarımdan biri Ulusal Güvenlik Ajansı açıklamaları üzerinde çalışmamdan yıllar önce ortaya çıktı: 2010 yılında WikiLeaks’ten ilk kez bahsettiğimde oldu. Grubun en ünlü yayımlamalarından önceydi.

WikiLeaks hakkında yazmamı teşvik eden 2008 yılından gizli bir Pentagon raporuydu, o zamanlar az bilinen grubu ulusal güvenliğe karşı bir tehdit olarak beyan ediyordu ve grubun nasıl yok edileceğine dair plan çiziyordu: Rapor ironik şekilde WikiLeaks’e sızdırıldı; sonrasında internetten yayınlandı. (Kısa bir süre sonra WikiLeaks, Afganistan’daki savaşla ilgili olarak Avrupa’nın popüler desteğini korumak için savaş politikalarına karşı hoş, popüler, ilerici görünen Barack Obama’nın başkan seçilmesinin en iyi umut olduğunu anlatan –ileri görüşlü- 2008 CIA raporunu yayınladı.)

2008’deki raporun sonucu olarak, Wikileaks’i araştırdım ve kurucusu Julian Assange ile görüştüm ve grubun, Doğu Afrika’daki kurumsal atıkların yasadışı sönümlenmesinden Avusturalya’daki siyasi yolsuzluklar ve resmi yalanlara kadar dünya çapında çok önemli şeffaflık projeleri ile uğraştığını fark ettim. Fakat önemli bir sorunları vardı: Fon ve insan kaynağı eksiği, işleyişe ve birçok belgenin sızdırılmasına engel oluyordu. Bu yüzden, onların çalışmalarını açıklayan bir makale yazdım ve okurlarıma çalışmalarını bağış yaparak ya da gönüllü olarak desteklemelerini önerdim. Ve yazı bunu nasıl yapabilecekleri ile ilgili bağlantılar içeriyordu.

Buna karşılık, çok sayıda Amerikan okuru maillerinde, yorum bölümünde, halk etkinliklerinde WikiLeaks çalışmalarını desteklerken yaşadıkları korkuyu benimle paylaştı. Eğer WikiLeaks resmi olarak ulusal güvenlik tehdidi olmakla itham edilirse, grubu desteklemenin isimlerinin hükümetin kara listesine eklenmesine ya da daha da kötüsü suçlanmalarına neden olabileceği ihtimali kanlarını dondurmuştu. Diğer bir deyişle bu kişiler gönüllü olarak temel medeni özgürlüklerini -güvendikleri gazeteciliği destekleme ve siyasi olarak organize olma hakkını- internet üzerinden bağışların ve çalışmalarının görüntülenmesi ve takip edilmesi korkusuyla terk eden Amerikalılardı. Akabinde gazeteciliklerini yargılamak için harcanan çaba da dahil, WikiLeaks ve destekçilerine karşı olan yargı ve gözetimin ortaya çıkması bu korkuların oldukça gerçekçi olduğunu kanıtladı.

Hükümetlerin, kurumların ve diğer çeşitli otorite birimlerinin gözetimi arzulamasının bir sebebi var. Bu sebep açıkça bireysel ve kitlesel davranışlardaki köklü değişiklikleri izleyebilme ihtimalidir. Özellikle, bu ihtimal korkuya sebep olmakta ve kitlesel uyumu beslemektedir. Bu her zaman öngörüyle belirgin olmuştur. Artık, bunu destekleyecek deneysel kanıt var.

Yazar: Glenn Greenwald

Çevirmen: Aylin Yılmaz

Kaynak: https://theintercept.com/2016/04/28/new-study-shows-mass-surveillance-breeds-meekness-fear-and-self-censorship/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları