Yorgancılık ve Nakış Bize Anlatım Biçimleriyle İlgili Ne Öğretebilir

Dikişler, yazarların yazılarını oluştururken kullandığı basmakalıp geleneklerden kurtulmalarına yardımcı olabilir.

Gün içinde, normal olduğunu düşündüğümden daha çok kez, masamdan düşen bir şeyi havada yakalıyorum. Elimde devirdiğim bir nesne oluyor -bir fincan, bir makas, bir kutu kalem. Ve yakaladıktan birkaç saniye sonra, unuttuğum bir anıyı hatırlıyorum, dirseğimi açıp havada bir şeyi yakaladıktan sonra hayatımın çok başka bir yeri ve zamanından bir kare canlanıyor gözümün önünde. Hayatım boyunca yaşadım bunu. Sağ kolum sol koluma bir şey fırlatıyor.

Bir nörolog muhtemelen hem bitmek bilmeyen sakarlığımı hem de düşmeden yakaladığım bir kupanın zihnimi ateşleyip  zamanda herhangi bir yere götürmesine sebep olan refleks ve sinaps ilişkisini açıklayabilir. Ama kurmaca metinler yazmayan bir yazar olarak , bu kaybolmuş karelerin bana geri gelişleri içinde yaşadığımız anlatının asla doğrusal ilerlemediğini hatırlatıyor. Bizim hikayelerimiz deneyimler şablonlarından oluşuyor, birkaçı birbirine örgülü ve gerisi hurda olarak bir kenara atılmış.

İnsan hafızasının katlanmış ya da yama işi gibi olması fikri, örgülü denemeler okuyup yazanlara aşina gelecektir. Olay örgüsündeki her anlatı “ipliği” diğer anlatıların arasına karışır, tıpkı üç ipliğin örgüde birbirine karışıp oluşturduğu şablon gibi. Okuyucu olay örgüsünde dikkati dağılmış bir zihinde yolculuk edercesine bir geçmişe bir geleceğe gidebilir, zamanda ve uzayda sıçrayabilir. Ama başarılı bir olay örgüsünün  asıl güzelliği “ipliklerin” bütün ve esnek bir düz yazı oluşturmak için tematik olarak birleşmesidir. Bu olay örgüleri aynı zamanda belki de tüm hikayelerin bu şekilde, kronolojik sıralamaya uymayan küçük kısımlar halinde, birbirine bağlı olduğunu sessizce tartışmaktadır. Bence olay örgüleri aynı zamanda bazı hikayelerin sadece bu şekilde yazılabileceğinin de ipuçlarını vermektedir.

Tabii ki, bu tarz bir düşünce, biz küçükken ve böbreği andıran sıralarımızda otururken öğretilen ‘’iyi bir yazı bir gökdelen gibi, zeminden başlanarak inşa edilmelidir’’ anlayışına ters düşüyor. Şimdilerde kendimi sıralarda oturmaktan çok sınıfların önünde dururken bulduğumdan, her seviyeden yazarın kendi yaratıcı işlerine zarar verir diye ilk İngilizce öğretmenlerimizin bize öğrettiği doğrusal planları takip etmeye mecbur hissettiğini görmek beni şaşırtıyor.

Bir süre önce LSE Review of Books’ta yayınlanan bir makalede, yazar Katie Collins sosyal bilimlerde yazarların bir yazılı eseri tanımlamak için nasıl ‘’inşa’’ dilini kullandığını anlatıyor. Argümanların “iskeleti ve temelleri” olmalı yoksa “sallantılı” olabilirler ve hatta “yıkılabilirler” bile. Collins akademisyenlerin bu dili doğal olarak, başıboş olan düşünceleri anlamlılaştırmak ve rasyonellik katmak için kullandığını söylüyor. Ancak son zamanlarda, ‘’inşaat metni’’ dilinin benim yazı gruplarıma ve kurgusal olmayan yazı derslerime nüfuz ettiğini fark ettim. Atölyede, birbirimize anlatıların “gerçeklerle biraz daha desteklenmesi gerektiğini,” bir denemenin “sahne ile payandalanabileceğini” hatta bir anı yazısının “hikaye için daha güçlü bir temele” ihtiyaç duyduğunu söylüyoruz. Görünüşe göre biz yaratıcı yazarlar da, yeni bir otel gibi, ilerleyişimizin düz bir çizgi halinde, bir kattan diğerine, halkın anlayacağı bir şekilde olmasından memnunuz.

“Ama ya hikayelerimizi doğrusal, ardışık biçimde olmaya zorlayarak insan deneyiminin zenginliğini basitleştirme riskine giriyorsak?”

 

Ben on yaşındayken, bana “Yıkıcı Dikişler” (Subversive Stitches) isimli bir kitap hediye edilmişti. “Yıkıcı”nın anlamını öğrenmek için doğruca masanın yanındaki bir kaidede duran annemin sözlüğüne yöneldim. Daha sonra, ayakkabılara nakış işlemek için şablonlarla, kedilerle ve O harfinde papatyalarla birlikte Girl Power! yazısıyla dolu olan kitabımın sayfalarını incelerken, kelimenin anlamını yanlış anladığımı düşündüm. Ama gördüm ki dikişin, gerçekten de, uzun bir yıkıcılık tarihi varmış. Son zamanlarda, en az kalemler kadar kasnak nakış panoları ve yün yumakları da masamdan düştüğü için, dikişlerin nasıl yazarların basmakalıp yazı inşalarından kurtulmasına yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Metinlerden ipliklerin açısından bahsetmek,  örgülü denemeleri diğer doğrusal olmayan ve merkezsiz yaratıcı kurgusal olmayan yazı modellerinin lehine olacak bir şekilde öne çıkarıyor.

Kapitone Denemeler

Yorgancılık bir ev sanatı olarak bilinir, ama geleneksel yorganlar konfor ve sanatçılıktan çok daha fazla şey ileten derin desenler içerir. Bir yorganın yüzeyi dilbilimsel ve grafik işaretlerle “okunabilir”. Birçok kültürde, yorganlar yer ve kimlik hakkındaki anlatıları muhafaza eden tarihsel belgeler olarak rol alırlar. Mara Witzling yorganların beraber okunduğunda spesifik ve çoğu zaman yıkıcı “ifadeler” oluşturan farklı parçacıkların birleşmesiyle oluşarak “tarihsel olarak kadınların hayatları hakkındaki gerçekleri söylemesini sağladığını” yazmıştır. 19. yüzyıl Amerikasında yorganlar birçok farklı şey ifade etmiştir: yerel bir hikayeyi anlatabilir, bir aile kavgasının bir tarafını anlatabilir, ya da miras alınan kumaşların birleşimiyle kadınları fiziksel olarak soylarına bağlayabilir. Kadınlara oy hakkı verilmeden önce, Amerikalı kadınlar siyasi fikirlerini ifade edebilmek için de yorgan yaptılar. Siyasi yorganların, William McKinley’e başkanlığı getirdiğine inanılan yorgan gibi, birçok örneği seçim kampanyalarına kurdele, kumaş ve diğer yazı tabanlı materyaller gibi dahil oldu. Bu yorganlar henüz yasal olarak oy veremeyen kadınlara bir ses verdi.

Başlayıp bitiremediğim her yorganda olduğu gibi, birçok geleneksel yorgan deseni ortadan başlar. Önce, yorgancı orta parçayı seçer ve kumaş parçalarını eşit dikişlerle birleştirerek, yorgan genişledikçe dışarıya doğru ilerler. Renkler, desenler ve ağırlıklar yavaş yavaş bir araya gelerek bütün bir resmi oluştururlar. Yorgancılar bu işleme “parça birleştirmek” derler. Kurgusal olmayan düz yazına maddi bir metafor olarak, yeni biçimlere ilgili yazarlar metnin farklı “parçalarını birleştirmeyi” bir çeşit merkezden dışarıya doğru çalışmada bir araç olarak dikkate alabilirler. Bu merkez metindeki en önemli veya en meydan okuyan an olabilir. Buradan, metinde “parça birleştirme” işlemi, yazarı düz bir çizgi halinde yazmaktansa tekrarlama, temel ve kronoloji endişelerinden kurtarabilir. Kapitone denemede, bir gazete manşeti kişisel bir sahnenin ve yavaş yavaş büyük ve karmaşık bir “ifade”ye doğru ilerleyen diğer çeşitli materyallerin yanına düşebilir. Kapitone metin hakkında konuşmak için, biz yazarlar bir yazarın seçtiği materyallerin çeşitliliğini ve karşıtlığını, veya yazarın kısımları dikkatlice konumlandırma şeklini konuşmalarımızda takdir edebiliriz ki böylece biz okuyucular gözlerimizi merkez de tutabilelim.

 

Yazar: Sarah Minor

Çevirmen: Muhammed Hamza Ayla

Kaynak: http://lithub.com/what-quilting-and-embroidery-can-teach-us-about-narrative-form/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları