Zelda Deli Değildi

Fitzgerald hakkında bilmedikleriniz, o günden bugüne 'deli' kadınlar hakkında neler öğretiyor

1920’ler geri geldi, öyleyse biz de Baz Luhrmann’ın F. Scott Fitzgerald klasiği Muhteşem Gatsby’nin yeniden yapımına teşekkür edebiliriz. Fitzgerald’ın Amerikan rüyasının koşuşturmasını, sonradan görmenin çöküşünü, aldatmacanın faydasının abartılı sahne ve kıyafetlerle patlamasını, 3 boyutlu ve  Caz çağının sarhoş alemini yakalayarak zengin sahnelerle bir araya getirdi. Luhrmann’ın çılgın stili à la Moulin Rouge özellikle Fitzgerald’ın hayatıyla ilgili bildiklerimizi tam zamanında karşımıza çıkarıyor.

F. Scott Fitzgerald’ın benzeri olmayan alkol duyarlılığıyla ilgili hikayeler var. Onun, Ernest Hemingway ve Dorothy Parker ile olan ilişkileri de belirgin şekilde hatırlanmasının sebebi. Ama Zelda Sayre ile olan evliliği de özellikle Fitzgerald’ın irfanının bir parçasıydı, özellikle de tek bir gerçek ile: Zelda deliydi. En azından, hikaye böyle devam ediyor.

“Deli” bir cinsiyet ayrımıdır. Muhtemelen kadınlara “çılgın” demek en çok kullanılan tek tipleştirme ve değerimizi düşürme stratejisidir. (Ayrıca zihinsel hastalığı adlandırmak için de işlev gören bir etikettir.) Yashir Ali’nin “Kadınlara Erkekten Bir Mesaj: Siz ‘Deli’ Değilsiniz” adlı yazısını ele alın. Ali gaz ışığını* keşfediyor: kadınları, tepkilerinin aşırı tepki olduğuna ikna etmek için düzenli olarak kullanılan hassas bir duygusal manipülasyon süreci. Ali’ye göre “bu manipüle bilinçli olsa da olmasa da, aynı sonucu doğuracak: bazı kadınları duygusal açıdan sessiz hale getirecek.”

Scott’un biyografisi genellikle Zelda’yı deli olarak betimler. Hatta Appalachian turist istikameti Asheville, Kuzey Karolina bile, Highland Akıl Hastanesi’nin yanından geçen bir rotayı ön plana çıkartır. Zelda binadaki yangında öldü. Hangi tur rehberinin anlattığına bağlı olarak Zelda’nın ya yatağına zincirlendiğini ya da bale ayakkabılarını sıkıca tuttuğunu duyacaksınız. Resmi tıbbi rapor, elektro şok tedavisini beklediğini ve eğer sakinleştirilmemiş olsaydı kaçabileceğini ileri sürüyor. Zelda’nın biyografisini geriye dönük olarak okuduğumuzda, bunu manipüle olarak anlayabileceğimizi ortaya çıkarıyor, ancak daha sinsi bir şeyi de gösteriyor.

Zelda’nın zayıflık hikayeleri ve en nihayetinde ölümü, kritik bir gerçeği dışarıda bırakıyor: Zelda’sız bir F. Scott yok. Tarihi kayıtlar açık ve net. Scott’ın hikayeleri Zelda’nın kendi yazılarına dayanıyordu, ancak Scott’ın Zelda’nın “deli”liğindeki parçası, toplumun hafızasında belirgin bir şekilde eksikti.  Popüler hayal gücümüzde ortaya çıkan “Deli” Zelda, Scott’un Muhteşem Gatsby’sinin yarattığı kadardır. Bu, kendi içinde ve dışında, F. Scott’ın mirasının bir parçasıdır. Onun yaptığı iş Zelda’nın sessizliğine dayanıyordu.

Zelda’nın davranışlarının birçoğunun günümüzdeki toplumsal normları ihlal ettiğine, özellikle de toplumsal cinsiyet beklentilerine baskın geldiğine şüphe yoktur. Lise günlüğünde bahsettiği üzere, 

“Erkeklerin motosikletlerini sürüyorum, sakız çiğniyorum, halk arasında sigara içiyorum, romantik danslar yapıyorum, mısır likörü ve cin içiyorum. Saçımı küt kesen ilk kişiydim ve gece yarısı sokağa çıkıp Catoma Creek’teki erkeklerle birlikte ay ışığında yüzüp sanki hiçbir şey olmamış gibi sabah kahvaltıda tekrar ortaya çıkıyorum.”

Bazı tarihi analizler Zelda’nın bipolar hastalığı ya da şizofreniyi tecrübe ettiğini söylüyor.  Ayrıca bol miktarda toksik endüstriyel alkol tüketmekten ve kaçak içki ticareti yapmaktan etkilendiği de akla yatkın. Psikolojik ve medikal tedavi tecrübesinin de uzun süren etkileri var. Ancak Zelda’nın zihinsel olarak hasta olduğunun geriye dönük olarak teşhisi, Zelda’nın davranışının sosyal ve samimi bağlamını gözardı eder. Zelda’nın biyografisinin yazarı, Therese Ann Fowler’a göre: “Zelda, başta depresyon olmak üzere, akli sağlık krizleri geçiriyordu  ve sınır tanımayan, düşünmeden hareket eden sansürsüz bir kadındı, ama deli değildi. Akılsız mıydı? Bazen. Deli miydi?

Hayır.

Aslında, günlükte Scott’un Zelda’yı delirmesine sebebiyet verdiği yazmıyor olsa da, Scott, Zelda’nın sadakatini uyandırmak için bir strateji geliştirdi: “Her yere saldır. Oyun(bastırma), roman(gecikme), resim(bastırma), karakter(duşlar), çocuk(ayrılma), program(soruna sebep olmak için şaşırt),yazmak yok. Olası sonuç- yeni yıkım.”
Defalarca ve defalara, Scott güvensizliğini ve öfkesini teşvik eden senaryolar hazırladı.

Evliliklerinin ilk dönemlerinde Zelda’nın o zamanlarda yeni yeni ortaya çıkan radikal kadın tipinin somut örneği olarak karizması ve özgünlüğü, Fitzgeraldları Amerika’nın en popüler çiftlerinden biri yapmıştı. Zelda’nın mümkün kıldığı hareketli sosyal yaşantı Scott’un yazılarını etkilese de, Zelda’yı yakından incelemesi de bir araştırma görevi gördü. Fitzgeraldların yakın dostu ve yazar Lawton Campbell şöyle anlatıyor:

“(Scott) Zelda’yı, çoğu zaman ileride kullanmak amacıyla tekrar ederek ağzı açık bir halde dinlerdi, ve, hareketlerini çoğunlukla ağzından çıkar çıkmaz bir yere not alarak, takdir ederdi. Scott’ı, Zelda’nın kelimelerini hızla kağıt parçalarına veya zarfların arka yüzüne not ettiğini, sonra da ceplerine doluşturduğunu görürdüm. Zaman zaman cepleri Zelda’nın nükteleri ve anlık gözlemleriyle oldukça şişkin görünürdü.”

Scott, “Cennetin Bu Yanı”ndaki kadın kahramanı diyalog oluşturmak için harfi harfine Zelda üzerinden yarattı. Hatta Scott, “Güzel ve Lanetlenmiş” için Zelda’nın günlüğünden bütün bütün bölümler arakladı. Zelda’nın günlüklerini editör ve edebiyat eleştirmeni George Jean Nathan’la paylaştıktan sonra Nathan, bunları “Genç Bir Kızın Günlüğü” adı altında yayınlama fikrine anında ilgi gösterdi. Sinirden kudurmuş bir şekilde Scott bunu reddetti, ne var ki Zelda New York Tribune’da “Güzel ve Lanetlenmiş” üzerine Scott’u ifşa eden bir eleştiri yayınladı: “Görünen o ki Bay Fitzgerald, -herhalde ismini böyle telaffuz ediyor- bilgi hırsızlığının evde başladığı kanısında.”

1927’de Scott 17 yaşındaki sessiz film aktrisi Lois Moran ile tanıştı. Scott’un Lois’le aşk ilişkisi ne ilkiydi ne de sonuncusu olacaktı. Aslına bakılırsa Scott ve Zelda tek eşe bağlı kalmadıkları bir düzen kurmuşlardı ama Lois’le tanışmadan önce Scott, antlaşmalarını Zelda’nın sadakatsiz olduğunda direttiğinden yenilemişti. 1930 yılında Zelda, Scott’a mektubunda şöyle yazıyor:“Kaliforniya’da –gerçi sen benim hiçbir yere sensiz gitmeme izin vermezdin ama- sen kendin bir çocukla alenen duygusal ilişkiye giriyorsun.”

Scott, Lois ile akşam yemeğine çıktıktan sonra Zelda küveti kendi kıyafet tasarımlarıyla doldurup ateşe verdi. Lois yüzünden Scott’la karşı karşıya geldikleri başka bir sefer ise Scott’ın Lois ile annesinin ziyarete geleceklerini söylemesiydi. Zelda, Scott’ın nişan hediyesini, elmaslı platin kol saatini pencereden dışarı, sürat halindeki bir trene fırlatarak karşılık verdi. Aşk ilişkileri boyunca Scott durmadan iki kadını karşılaştırdı. Scott, Zelda’ya teklif edilen film rolüne engel olmasına, yazılarını acımasızca eleştirmesine ve göz göre göre onu dans ve resim uğraşlarından caydırmasına rağmen küstahça Zelda’nın hırs eksikliğini eleştirip Lois’in girişkenliğini takdir ediyordu. Üstüne üstlük Scott, Zelda’nın sitem ve öfkesinin onun daha ziyade “deli” olduğunu kanıtladığına yönelik hikâyeler türetmeye başladı. Gizliden gizliye kendi suçunu inkâr ediyordu.

Scott’un alayları Zelda’nın sanatsal uğraşlarını ve bağımsızlık arzusunu körükledi, ama baskı en sonunda sinir kriziyle sonuçlandı. Bunu izleyen hastane günlerinde Zelda kısmi otobiyografisi Son Valsi Bana Sakla’yı yazmaya başladı ve bir taslağını da Scott’ın editörü, Max Perkins’e yolladı. Scott taslağı düzenlemeyi önerdi ve anında romanı Geceler Güzeldir için iletiler çaldı, böylelikle Zelda’nın ilk (ve tek) romanı yayınlandığında eleştiriler romanın zihni bulandıran ve değersiz olduğu yönündeydi. Zelda, Scott’ın küstahça eserini ve kendini sömürmesine karşı yavaş yavaş büyüyen ama en sonunda kendini yiyip bitiren bir içerlemeyle baş başa kalmıştı.

Scott’ın kariyeri Zelda’ya bağlıydı. Ne var ki, düzenli olarak Zelda’nın payını yok edip bağımsızlığını ve bireysel başarısını baltalıyordu. Fakat Scott’ın Zelda’yı suistimali, kadın düşmanı bir meşgaleden daha fazlasıydı.

Scott, onun hitabet gücü ve karizmasından çok büyük ölçüde yararlanıyordu ama Zelda’nın “deliliği” de çıkarlarına hizmet etmiyor değildi. Scott ve Zelda arasındaki bu dinamik; tanıdığımız akademik, mesleki ve sanatsal bağlamlarda kendi vahametlerine itilen kadınların hikâyelerinden çok da farklı değil. İşinin ehli birine yakınlaşmak “başlangıç noktası” olabilir ama -daha sık genç kadınlar- sanatçılar, mezunlar ve işletme uzmanları kendi işlerimizin üzerinde başkasının adıyla sunulduğunu gördüğümüz o kaçınılmaz anı yaşıyoruz. Bu ilişki, toplumsallaşmanın getirdiği ve kadınların kendilerine güvenmelerine daha az olanak tanıyan cinsiyet modelinin yanı sıra kadınları, hakkımızı aramaktan ve kendi özgün emeğimiz için itimat veya adil bir bedel talep etmekten dolayı “şirret cadalozlar” diye etiketleyen kültürel kinayelere dayanıyor.

Zelda ve Scott’un hikâyesi yalnızca bireylerarası gelgitlere değil, aynı zamanda çağdaş kadınların kuyusunu kazmaya devan eden sistematik düzene değiniyor. Örneğin, ülkenin dört bir yanındaki üniversiteler ve Amerikan Silahlı Kuvvetleri nihayet cinsel şiddet politikası için cüzi bir yürürlükten sorumlu tutulmaya başlandı. Bu uğraşlara, tabii ki de, kadınlar önderlik ediyor. Occidental College’ın idari yaklaşımıyla ilgili olarak sivil haklar avukatı Gloria Allred, eylemsizlik ve sorumluluğun ertelenmesinin “olası kastın” bir göstergesi olduğunu ileri sürüyor. Düşmanca atmosferi alt edebilen kadınların ödediği bedel çok ciddi ve ne var ki hem üniversiteler hem de askeriye bu başıboş geleneksel kayıtsızlığı göstermeye devam ediyor. İster 1920, ister 2013 olsun; bu mesuliyetin bariz bir şekilde inkar edilmesini mümkün kılan, kendini beğenmiş züppelerin kanaatine göre ekonomik eşitsizlik ve kemikleşmiş kültürel kinayeler nedeniyle kadınların (genel anlamda) sorumluluklarına somut bir sebep gösterebilme konusunda daha az başarılı oldukları görüşü. Ne de olsa “deliyiz”.

Hırsız akıl hocası için, saf  kızın gösterdiği yaratıcılık ve vizyon bir hayli değerli fakat bu değer, öğrencisinin ne kadar kolay gözden düşürülüp bir kenara atılabileceğine bağlı. Kasten kayıtsız kalan üniversiteler adına hoca ve öğrencilerin enerji ve uğraşları, üniversitenin yurttaşlık bilinci oluşturmaya yatırım yapan bir bünye olduğuna inandırmaya yardımcı oluyor. Aynı zamanda askeriye de kadınlar saflara katıldıkça yeni bir çehre kazanıyor. Daha çok kapsayıcılık Amerikan demokrasisine bir tür meşruiyet kazandırıyor. Ama muhalif söylemde bulunan veya protesto eden kadınlar iyisiyle kötüsüyle ve“delisiyle” rahatsız edici dırdırcılara veya baş belalarına indirgendikçe eski cinsiyet ayrımcılığının izlerinin bozulmadan kaldığı da eşit derecede gerçek.

Çağdaş kadınlar öylece manipüle edildi, deli damgası yedi, sonra da itibarlarını kaybetti diye bir şey de yok tabii. Olay, Zelda Sayre Fitzgerald’dan UConn öğrencisi Carolyn Luby’ye değin kadınların Zelda’yı kısıtlayan aynı kapana kısılmış olmaları. Kadınların yeteneği ve vizyonu içinde etkin olduğumuz alanların çehresini değiştirse de kadınların bir miras gibi süregelmiş yetersiz gücü ile kültürel önyargılar, yine kadınların fikirleri ve emeğine muhtaç olan tam da bu alanlarda onların değerini azaltmak amacıyla iyice birbirine yaklaşıyor. Herhangi birini “delirtmek” yeterli.

1934’te Manhattan’daki Cary Ross Sanat Galerisi Zelda’nın resimlerini, kendi adlandırmasıyla “Parfois La Folie Est La Sagesse” veya “Bazen Delilik Bilgeliktir” sergisini sundu. Muhteşem Gatsby’nin yayınlanması, F.Scott’la ilgili her övgüyü tekrar körüklerken Zelda’nın başarısızlığa uğramış bir ressam ve dengesiz bir parti kızı hikayesi de şüphesiz anlatılacaktır, ki bu “çılgınca” bir şey.

* “Gaslighting” burada psikolojik bir olguyu niteliyor.(kendini hatalı hissettirecek şekilde birini manipüle etmek/yönlendirmek)

Çevirmen: Ece Ekmekçi & Berfin Emekli
Yazar: Heather Laine Talley
Kaynak: https://www.huffingtonpost.com/heather-laine-talley/zelda-wasnt-crazy_b_3268211.html

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları